Salih Kaya AKKURT
Salih Kaya AKKURT
  • Home
  • Download
  • Social
  • Features
    • Lifestyle
    • Sports Group
      • Category 1
      • Category 2
      • Category 3
      • Category 4
      • Category 5
    • Sub Menu 3
    • Sub Menu 4
  • Contact Us

Travel

Fashion

Contact


Dört sayısı hem namlu uzunluğunun inç değerini ifade ediyor, hem de Avusturyalıların polimer gövdeli yarı otomatik tabancaları pazarında liderliğini kemikleştiren nesili simgeliyor. “Orta boy” bu silah kabzasının iyi hesaplanmış boyutu ve tutucu yüzeyinin yanı sıra, değiştirilebilen kabza sırtları, geri tepmeyi yumuşatan irca yayı takımı, daha geniş ve çift taraflı şarjör düşürme düğmesiyle göze çarpıyor.

119 modeli; kompaktlık, performans, fişek kapasitesi ve kontrol edilebilirlik gibi özellikler bir arada değerlendirildiğinde en iyi seçimlerden biri ve ayrıca .40 S&W kalibreli modellere kıyasla daha az geri tepme özelliği olan bir model. Sivil kıyafetle taşınması gerektiğinde 9x21 çapındaki full size 17 modelinden daha konforlu, hizmet silahı olarak açıkta taşındığında ise belli bir “caydırıcılık” gücüne sahip. Üstelik kabzasının daha geniş yüzeye sahip olması nedeniyle subcompact modeline (26) göre daha iyi kavranabilen ve yönetilebilen bir tabanca. Avusturyalı üretici 19 modeli için de “4. Nesil” versiyonlar üretme kararı aldı ve işte yazımızın konusunu bu son nesil silah oluşturacak.

Paket donanımındaki plastik Glock çanta, yedek şarjör, doldurma aparatı, gez ayarı yapmaya yarayan küçük tornavida, harbi ve temizlik fırçası dışında, Gen4 modeli ayrıca kabza boyutlarını 2 veya 4 mm daha büyütebilmek için (“M” ve “L” beden) iki adet ilave kabza sırtı ile donatılmış. Kabza sırtı kapaklarını takmaya ve tetik grubunu sabitlemeye yarayan daha uzun boyda bir pim ve pimleri takıp çıkarmaya yarayan plastik alet de paket donanımda yer alıyor. Çantada ayrıca garanti belgesi, bakım ve kullanım kılavuzu, sırt kapaklarını takma çıkarma ve şarjör kilit düğmesini ters tarafa alma talimatları var.

Dördüncü nesil silahlarda, Colt-Browning sistemi modifiye edilerek türetilmiş ve artık kendisini kanıtlamış olan kısa geri tepmeli kilit sistemiyle çalışan mekanik düzene dokunulmamış, bu nedenle her atışta tetiğin uyguladığı çekişle kurulan hareketli iğne, istirahat pozisyonundaki iğne ateş etme pozisyonuna göre hafif geride durduğundan çoğu kez “yarı-çift hareketli” mekanizma olarak tanımlanan Safe-action çift hareketli tetik sistemi hiç değiştirilmeden aynen bırakılmış. Bu son nesil tabancalarda tetik yolu ve düşürme ağırlığı da eskisi gibi ve herhangi bir değişiklik söz konusu değil. Çift sıralı şarjör polimer malzemeden, ama iç yapısında metal kullanılmış; dönüşümlü olarak tekli fişek sunumuyla çalışan tipte. Standart şarjör 15 adede kadar fişek alabiliyor. Gen4 modelinde şarjör kilit düğmesi ters tarafa alınabiliyor ve aynı zamanda üçüncü nesil modellerin ve Mb versiyonunun gövdesi ile de uyumlu.

Silahı elinize aldığınızda kabza yüzeyindeki yeni tip tırtıklı doku hemen fark ediliyor ve daha yüksek tutuş özelliğine sahip olduğu ilk kavramada anlaşılıyor. Üçüncü nesildekilerden farklı olan küçük kare formundaki bu tırtıklar frontstrap ile backstrap üzerinde de mevcut. Üçüncü nesilde rest üzerinde bulunan çıkıntıların yerini ise yatay kabartılar almış. Kabzanın sırtında ankastre geçme sistemiyle takılan kabza sırt kapakları için kılavuzlar bulunuyor. Yüzeyi çizgili olan şarjör kilit düğmesi kare şeklinde ve bir önceki modeldekinden daha büyük. Yuvasının içe çökük olması kazara müdahalelere karşı düğmeyi korunaklı durumda tutuyor. Silaha hafiflik kazandıran polimer gövde üzerinde metalden yapılmış farklı elemanlar mevcut: Sürgünün ileri geri hareketi için ön ve arka kızaklar, tetik grubu bileşenleri, üzerinde seri numarası bulunan dust cover plakası ve iki pimle yerine sabitlenmiş kilit bloğu bu metal parçaları oluşturuyorlar. Kilit bloğu pimlerinden altta olanı tetik ve sürgü durdurma manivelası (hold open) için bağlantı pimi görevi de yapıyor. Ön gövde korkuluğunun (dust cover) iç profili teleskopik irca yayı takımını barındıracak şekilde tasarlanmış ve silahın dayanıklılığını arttırdığı gibi, geri tepme etkisinin algılanmasını da azaltıyor.

DÖRDÜNCÜ NESİLDEKİ TETİK SİSTEMİ

Gen4 modelindeki tetik grubunun başlıca farkı tetik düşürme ağırlığının artmış olması. Savunma amaçlı modellerin paket donanımında bulunan standart konnektör (tetik manivelası) ile tetik düşürme ağırlığı yaklaşık 2.500 gramı buluyor. Hafifletilmiş konnektör monte edildiğinde tetik düşürme ağırlığı 500 gram kadar aşağı düşüyor. Üçüncü nesil Glock tabancalarda tetiğe basıldığında tetik kolu gövdenin sağına doğru bir sapma hareketine maruz kalıyor. Gen4 modelinde ise, bu kola uygulanmış olan entegre dikey uzantı dışa doğru bir çıkıntı oluşturuyor ve bu sapmayı engelliyor. Bu kol aynı zamanda otomatik iğne kilidini devre dışı bırakma işlevine de sahip. Silahı söktükten sonra tekrar monte ederken, sürgüyü gövdeye yerleştirdiğinizde bu çıkıntı ile sürgünün iç tarafı arasındaki sürtünmeyi fark ediyorsunuz.

Modelin tamamı otomatik olan emniyet sistemlerinde ise herhangi bir değişiklik yok. Otomatik tetik emniyeti tetiğin geriye hareketine engel oluyor, otomatik iğne emniyeti ise tetik hareketi alanının sonuna kadar dayanmamışsa silahın ateş etmesini engelliyor. Düşme halinde silahın kazara ateş almasını önleyen emniyet tertibatı ise tetik kolu ile bu noktadaki eğimli düzlem arasındaki etkileşimden oluşuyor ve tetik kolunun aşağı inmesi engellenerek, eğer tetiğe sonuna kadar basılmamış ise iğnenin serbest kalmasının önüne geçilmiş oluyor. Namluya fişek sürülü durumda iken kovan çıkartıcı tırnağın kare şeklindeki uzantısı sürgüden dışarı taşıyor ve hem görsel hem de dokunmatik uyarı aracı olarak fişek yatağının dolu olduğunu kullanıcıya haber veriyor.

102 mm uzunluğundaki namlu 6 adet yiv içeriyor ve yivler klasik şekilde sağa kıvrımlı. Besleme rampası havşalı gerçekleştirilmiş ve yüksek kalitede işçiliği hemen fark ediliyor.

Glock bir savaş silahı addedilebilir ama, kullanılan çeliğin kalitesi, üstün işçilik seviyesi ve Tenifer işlemiyle kazandırılan sağlamlık silaha daha farklı özellikler de katıyor ve güvenilirlik, uzun ömür, pasa dayanıklılık ve isabet hassasiyeti bunların başında geliyor. Güvenilirliği arttıran faktörler arasında silahta az sayıda bileşen kullanılmış olması da var. Kullanılan yaklaşık otuz adet parçanın montajında vida kullanılmıyor. Mekanik düzeninin son derece basit oluşu tetik mekanizmasına ve sürgünün iç kısımlarına erişimi de kolay hale getiriyor. Böylelikle olağan bakım işlemlerini son derece kolay bir şekilde gerçekleştirmek mümkün oluyor.

NİŞAN DÜZENİ VE TETİK SİSTEMİ

Polimer malzemeden yapılmış olan gez kırlangıç kuyruğu tipi geçmeyle monte edilmiş, sağ tarafındaki iki küçük vida vasıtasıyla yükseklik ve sağ-sol ayarı yapılabiliyor. Savunma tipi bir silah olduğu dikkate alınırsa, gez aralığının arpacığa göre fazla geniş olmaması normal. Gezde keskin ve sivri köşelere yer verilmemiş olması silahın stres altında kullanımını rahat hale getiriyor. Arpacık ta polimer malzemeden yapılmış ve altı köşeli başlı bir vida ile tutturulmuş. Altıgen parça dişli olduğundan bunu sıktığınızda arpacık sürgüye raptedilmiş oluyor. Zayıf ışık koşullarında nişan almayı kolaylaştırmak için gez aralığının bordürüne beyaz çizgi çekilmiş, arpacık ta da beyaz dot bulunuyor.

TEKNİK KART

Üretici: Glock Ges.m.b.H., po box 9, A-2232

Deutsch-Wagram, Austria, www.glock.com

Modeli: 19 Gen4

Tipi: 9x21 yarı otomatik tabanca

Çapı: 9x21mm

Özel kullanım amacı: Kişisel savunma, savunma amaçlı atıcılık

Mekanizması: Modifiye Colt-Browning sistemi kısa geri tepmeli kilitleme

Tetik mekanizması: Safe-action (yarı çift-hareketli) tetik sistemi; beyan edilen tetik düşürme ağırlığı yaklaşık 2.500 gram

Besleme sistemi: Tekli fişek sunumlu çift sıralı şarjör

Kapasite: 15+1

Ateşleme sistemi: Her atış için tetiğin çekişiyle kurulan hareketli iğne. Her atış sonrası iğne yarı kurulu durumda kalır

Emniyet tertibatı: otomatik iğne emniyeti, otomatik tetik emniyeti, düşürme halinde ateş almaması için tetiği kilitleyen emniyet sistemi, görsel ve temassal uyarı veren kovan çıkartma tırnağı (ekstraktör)

Namlu: 102 mm uzunluğunda, 6 adet sağa kıvrımlı yiv, hatve oranı 1:10 (bir tur 250 mm)

Nişan düzeneği: Yükseklik ve sağ sol ayarı yapılan kırlangıç kuyruğu geçme gez, polimer arpacık, zayıf ışık koşullarında nişan almayı kolaylaştıran beyaz çizgiler ve nokta, yardımcı görüş ve nişan sistemleri montajı için dust cover üzerine yerleştirilmiş kızaklar

Toplam uzunluk: 185 mm (sürgü)

Yükseklik: 127 mm

Kalınlık: 30 mm (sürgü)

Nişan hattı: 153 mm

Ağırlığı: 595 gr (şarjörsüz); şarjör ağırlığı 70 gram

Malzeme: Namlu ve sürgü karbon çelik; gövde ve şarjörün dış kısmı polimer

Yüzey işçiliği: namlu ve sürgüde yüksek dayanıklılık sağlayan anti röfle işçilik (tenifer)

Dust cover üzerinde yardımcı nişan sistemleri monte edebilmek amacıyla kılavuz raylar yer alıyor. Tetik boşluğu yok gibi çalışan Safe-action tetik sistemi rodajdan sonra daha da temiz ve pürüzsüz çalışmaya başladı ve 3.500 grama yaklaşan tetik düşürme ağırlığına rağmen son derece kontrol edilebilir olduğunu kanıtladı. Pratik kullanımda tetik ağırlığının pek önemi yok, ama sportif atıcılık türü kullanım amaçları söz konusu olduğunda hafifletilmesi gerekiyor ve aftermarket ( yan sanayii) piyasada bunun için çok geniş bir ürün çeşidi mevcut. Her halükarda gerçek güvenliğin son ana kadar parmağı tetik üzerinde tutmamak olduğunu hatırlatalım.

 AİKİDO


Aikido’nun Kavramı ve Teknikleri

Morihei, “Ai-ki Yolu”nun nasıl evrildiğini ve ideallerinin diğer harp sanatlarının yorumlarından nasıl farklı olduğunu açıkladı. “Ben şu ana kadar Yagyu-ryu, Shin’yo-ryu, Kito-ryu, Daito-ryu ve Shinkage-ryu dâhil olmak üzere birçok dövüş sanatını çalışmış olsam da, Aikido bunların bir karışımı değildir.” Ai-ki teriminin Morihei tarafından çalışılan bu klasik stillerde de yaygın olarak kullanılması, özde de aynı oldukları yanılgısına yol açmıştır. Özellikle Daito-ryu’da bu durum geçerlidir; öyle ki bazı hatırı sayılır Japon ansiklopedilerinde Aikido ile Daito-ryu aiki-jujutsu arasında ayrım gözetilmemiştir. “Oluşturduğum bu ‘Yol’a Aikido demeye karar verdim. Klasik savaşçıların benimsediği ai-ki ile benim yorumladığım ai-ki arasında önemli bir fark var.”

Morihei, Daito-ryu’yu “dirilten” Takeda Sokaku (1859-1943) ile Nisan 1915’te, Hokkaido’da bir imar işi üzerinde çalışırken tanıştı. Morihei , hemen Sōkaku’nun öğrencisi olup her fırsatta onunla çalışmaya başladı. 1916 yılının Mart ayında Sōkaku, Morihei’yi bir eğitmenlik izni ve okulun ustalık belgesiyle ödüllendirdi.  Morihei’nin Takeda Sōkaku ile olan ilişkisi eski jujutsu hocalarıyla olan ilişkilerinden farklıydı. Morihei, Takeda Sokaku’nun vefat ettiği 1943 yılına kadar kendini ona adamış bir öğrenci oldu.

Sonraki yıllarda bir gazete muhabiri Morihei’ye, “Aikido‘yu Daito-ryu öğrenirken mi keşfettiniz?” diye bir soru yöneltti. Morihei’nin verdiği cevap ise, “Hayır, aslında Usta Takeda’nın gözlerimi Budo‘ya açtığını söylemek daha doğru olur” oldu. Usta Takeda, Morihei’ye, eğer savaş sanatlarını öğreniyorsa, kazanmak için tüm gücünü kullanması gerektiğini öğretmişti.  Fakat Morihei ne pahasına olursa olsun kazanma fikrinden kuşku duymaya başlamıştı. Bu şüphecilik jutsu‘dan do‘ya, diğer bir deyişle teknik ustalıkla kazanmanın öneminden kendini geliştirme ‘yol’una geçişinde ona rehberlik etti.

“‘Budo’nun kaynağının kutsal sevgi ve her şeyin korunması isteği’ olduğunu anladığım an yanaklarımdan süzülen yaşları engelleyemedim. Bu farkındalıktan sonra, bütün dünyanın evim olduğunu düşünmeye başlamıştım. Güneş, ay ve yıldızlar… Sanki hepsi benimmiş gibi hissediyordum. Mevki, hürmet görme ve dünyevi mülklere karşı arzum tamamen kaybolmuştu. Anlamıştım ki, ‘Budo diğer insanlara kuvvetinle veya silahınla zarar vermek ya da dünyayı silahların gücüyle yok etmekle alakalı değildi. Gerçek budo, evrensel enerjiyi (ki), dünya barışını korumaya, her varlığın uygun bir şekilde oluşmasına, onları geliştirmeye ve tehlikelerden korunmalarına yönlendirmek demekti’. Başka bir deyişle, ‘Budo eğitimi her varlığı korumak ve içinde koşulsuz kutsal sevginin gücünü yeşertmek içindi.’”

 

Morihei dini bir mizaca sahipti ve sık sık ‘kutsiyet’ veya ‘tanrılar’ anlamına gelen “kami” sözcüğüne atıfta bulunurdu. Onun amacı Aikido‘nun kendine özgü esas ruhunu içerecek şekilde, muharebeye yönelik savaş teknikleri ile barış ve uyum için olan Budo’nun ayrımını yapmaktı. Daha basit bir ifadeyle, başkaları ile ortak bir zeminde buluşmanın ve anlaşmanın, güç kullanmaktan ve üstesinden gelmek için dövüşmekten daha önemli olduğunu düşünüyordu.

Aikido’nun önceliği uzlaşma ve uyum olduğundan, çarpışma başlatmak için kullanılan saldırı teknikleri bulunmaz. Uke bir saldırgan gibi davranır ve saldırıyı başlatır;  tori ise tekniğini savunma amacıyla kullanır. Bu yüzden Aikido’da karşılaşma ve rekabete dayalı randori (serbest dövüş) yoktur.

Ki’yi bilimsel bir açıklaması olmadığı için reddeden bazı kişiler vardır. Bazı kişilerse bu terimi sıklıkla kullanır ve bu terim herkes için farklı bir anlama gelir. Morihei, ki’nin bedeni ve ruhu birine bağlayan bir enerji olduğuna inanıyordu. Ki insanın yaşam gücünün kaynağı ve tüm doğal olaylarda akış halinde olan enerjidir.

Aikido‘da teknikler dairesel hareket üzerine kuruludur. Rakibinizi dairsel bir manevra yaparak fırlatıp atarsınız. Bir küreyi andıran hareket kişinin karşıt güçle çarpışmaktan kaçınmasına izin verir ve uyum sağlamayı kolaylaştırır. Hareketler yumuşak ve kesintisiz olduğu için ki hiçbir azalma olmadan düzgün bir biçimde tekniğin içinden akabilir.

Teknik sırasında bir çember çizmek için merkez noktası tıpkı dönen bir topacın merkez ekseni gibi sabit olmalı ve sallanmamalıdır. Topaç yüksek bir hızla dönmesine rağmen çok az gereksiz hareket vardır ve yine de mükemmel bir şekilde duruyormuş gibi görünür. Ancak başka bir nesneden etkilendiği zaman bu nesne, “hareket içindeki durgunluğun” (sei-chu-do) gösterdiği gizli güç tarafından geri püskürtülür.

Morihei bu durumu “Sumikiri Prensibi”, yani beden ve zihnin toplam berraklığı olarak tanımlardı. Morihei’nin bu kavramın farkına vardığı ana dair meşhur bir hikâye vardır. 1923’te Morihei Omoto-kyō’nun lideri Deguchi Onisaburō’yla birlikte Moğolistan’a bir yolculuk yapmaktaydı. Dağlık bir bölgeden geçerlerken haydutlar tarafından beklenmedik bir saldırıyla karşılaşmışlardı. Her yandan üstlerine kurşun yağıyordu ve tıpkı Morihei’nin de düşündüğü gibi hepsi ölebilirdi. Birden kendini toparlanmış ve odaklanmış hissetti. Bir şekilde kurşunların nereden geldiklerini sezerek herhangi birinin kendisine isabet etmesinden kaçınmayı başardı ve bunu tam geldikleri anda kurşunların geldiği istikametin dışına sıçramadan yalnızca vücudunu çevirerek yaptı.

Bu sükûnet hali ‘sumikiri’ olarak betimlenir. Daha sonradan bu sumikiri ve sei-chū-dō deneyimini başkalarındaki düşmanca ve ölümcül niyetleri hissetmesini sağlayan şey olarak tanımladı. Birçok kişiye esrarengiz gelse de unutulmamalıdır ki, bu olağanüstü olay, merkezin sabitliğini korumanın şart olduğu üzerine yıllar süren sıkı bir eğitimin ardından gelmişti.

‘Merkezi kendinde toplamanın’ ilk adımı, göbeğin hemen altında bulunan seika-tanden‘den nefes almaktır. Nefes kontrolü ki‘nin doğal ahenginin evrensel enerjiyle tam bir eşzamanlılık içinde vücut boyunca akmasına olanak sağlar. Seika-tanden aynı zamanda “hara” olarak da bilinir. “Hara gu suwaru” (harası oturuyor) tabiri sakin ve huzurlu kişileri tanımlamak için kullanılır.  Böylesi bir zihinsel ağırbaşlılık ve manevi güce fiziksel beden eğitilerek ulaşılır. Eğitim başlamadan önce Aikido çalışanlar sık sık, ki‘ye odaklanmayı amaçlayan “furitama” olarak adlandırılan bir egzersiz yaparlar. Bu uygulama ve nefes egzersizleri Aikido çalışmasında oldukça önemlidir.

 

Aikido‘da yıllar boyunca uyumlu olmayı ve doğal yasalara karşı gelmemeyi öğrenmek için çalışan kişiler, nesneleri zorla kontrol etmeyi de denemezler. “Shizentai”, yani doğal ve rahatlamış olma durumunu sergilerler.  Ki‘nin istikrarlı ve kesintisiz akışını sürdürebildikleri sürece, dairesel hareket ediyor görünmeseler bile, hareketlerini de uyumlu ve doğal olarak uygulayabilirler. Morihei, Aikido‘da hiç bitmeyen geçişi açıklamıştır[1].

“Bildiğiniz gibi, Aikido teknikleri yıldan yıla sürekli olarak değişiyor. Bu, Aikido‘nun temel ilkelerinden biridir. Bu gibi durumlarda, dojo‘nun bir üyesi olarak yanınızda duracağım ve araştırmamı yürütmeye devam edeceğim. Aikido‘da belirlenmiş bir biçim yoktur ve tüm yönleri ruhun öğretileridir. Kişi, incelik isteyen hareketleri yapabilmek için asla sadece biçimle meşgul olmamalıdır”

Böylelikle, eğer eğitim gören kişi beden ve zihnin merkezini düzeltebilirse, ki serbestçe akar ve insan çok sayıda teknik varyasyonlar uygulayabilir. Morihei’nin “Aikido‘da belirlenmiş bir biçim yoktur” ifadesiyle kastettiği şey budur. Ai-ki ilkesi mevcut olduğu sürece tüm teknikler Aikido‘nun felsefesine uygun olacaktır.

Merkez gerek fiziksel harekette, gerekse zihinde korunur. Eğitim alan kişi uzun yıllar boyunca merkez kavramını geliştirerek, hem fiziksel, hem de zihinsel olarak ustalıkla hareket etmeyi ve başkalarıyla çatışmaktan nasıl kaçınabileceğini öğrenir. Aikido öğrencisi en sonunda nasıl bir durumla karşılaşırsa karşılaşsın, onunla etkili bir biçimde baş edebilmek için zihinsel sakinlikle fiziksel beceriyi bütünleştirmeyi öğrenecektir. Bunun yanında diğer insanlara saygı duymayı ve uyumlu ilişkilere değer vermeyi de öğrenir.

Kisshomaru, “Eğer budo modern çağda yaşayan insanlar tarafından günlük hayatları sırasında kullanılamıyorsa, şüphesiz ki o zaman bir amacı yoktur.” yorumunu yapmıştır. Felsefesi derin ve ağır olmasına rağmen Aikido, öğrenmesi zor bir budo değildir. Her halükarda, bireye ve topluma olan faydaları potansiyel olarak müthiştir. Paradoksal olarak, Aikido öğrenen kişi, savaş tekniklerini öğrenerek barışçıl ve bilge bir dünyaya geçiş yapar. Morihei’nin sözleriyle:

“Gerçek budo, kendi benliğini disipline etmek ve savaşma isteğini kaybetmektir… Tüm düşmanlarını kaybetmek ve benliği tamamlamak için kesin bir yoldur. Harp teknikleri, evrenin yasalarına göre ruhun ve bedenin birliğe ulaşması yolunda gereken disiplini verir. Teknikler, ‘Yol’ için gereken ortamı sağlar.”

Aikido‘nun sözü edilen hedeflerine ulaşmak için tekniklerin gönülsüz bir şekilde çalışılmamalıdır. Waza’nın, yani tekniğin, mükemmel olarak nitelendirilebileceği bir nokta yoktur. Eğitimlere devam edildiği sürece waza’nın gelişiminde bir sınır olmayacağı gibi, kişinin bir insan olarak niteliklerini besleme potansiyelinin de sınırı yoktur.

“Benliğinden kötülüğü çıkarıp atmak, uyumu yakalamak ve evrenin doğal düzeniyle bir olmak… Bu, evrenin zihnini insanın kendi zihni kılmasıdır.  Evrenin zihni nedir? Geçmişte ve günümüzde, evrenin her bir köşesinde bulunan o müthiş sevgidir… Gerçek budo sevginin hareketidir. Öldürmek ya da dövüşmek değildir, aksine her şeyin yaşamasına, büyümesine ve gelişmesine müsaade etmektir.”

Bu felsefe Aikido’nun ideallerinin doruk noktasıdır. Aikido’daki en önemli arzu, kendini düşmanlıktan ve rakibini yenme dürtüsünden kurtarmaktır.

“Budo’nun rakibinden daha güçlü olmak ve onu mutlaka yenmekle ilgili olduğunu düşünmek ciddi bir hatadır. Gerçek budo‘da düşman yoktur. Gerçek budo evrenle bir bütün olmaktır. Evrenin merkeziyle bir olmaktır. Biz Aikido‘da sert olmak ya da rakibini yenmek için eğitim yapmayız. Bunun yerine tüm insanlık için barışa küçük de olsa bir katkı yapmaya çabalarız. Bu yüzden, evrenin merkeziyle uyumlu olmalıyız.”

Aikido eğitimleri, temel tekniklerin farklı cüsse ve güçte pek çok farklı eşle tekrar edilmesini içerir. Aikido öğrenen kişi saldırganlık duygularını yumuşatır. Çalıştığı eşine karşı koymaktansa, birlikte çalışmak ve onun enerji ve tekniklerinin akışıyla doğal olarak uyumlu tepki vermek amacını taşır. Bu ilkeler öğrenen kişinin aynı zamanda kişiliğinde de ortaya çıkar. Temel teknikleri titizlikle çalışmak öğrenciye saygılı olmayı, her şeyin değerini bilmeyi, içten ve dürüst karakterli bir insan olmayı öğreten bir araçtır. “Önemli olan başkalarını değil kendini düzeltmektir. Ai-ki budur. Bu, ai-ki’nin işlevi ve her bir bireyin yükümlülüğüdür.” Aikido tevazu gerektiren, benliğini tamamlama yoludur. Öğrenciler, diğerlerini yenmeye ya da onlara zarar vermeye dair hiçbir niyet taşımaksızın ciddiyetle birbirleriyle karşılaşırlar. Bu ilkeleri Aikido’yla somutlaştırmak için kişi etkin bir şekilde çalışmalıdır. Öğrencilere, aşağıdaki üç kuralla uyumlu olarak çalışması öğretilir:

  • DEVAMLILIK

Antrenmanlara sürekli devam etmeden asla Aikido’ya hâkim olamazsınız. Tekniklerde uzmanlaşmak için yeterince uzun çalıştığınız zaman Aikido’nun hazzı ve derinliği daha belirgin hale gelecek, hatta devam etmek için daha büyük bir dürtü sağlayacaktır.

  • UYUM

Eğitmenin tavsiyesine saygıyla uyun ve onun tekniklerini açık bir zihinle gözlemleyin.

  • MERAK

Teknikleri size öğretildiği biçimde uyguladığınıza inansanız bile başlangıçta güçlüklerle karşılaşmanız gayet doğaldır. Tekniğinizin eğitmeninkinden neden veya nasıl farklı olduğunu anlamaya çalışmalısınız. Uysal, ancak aynı zamanda meraklı ve araştırmacı olmak öğrenmenin en hızlı yoludur.

“Ai-ki’nin yolu sınırsızdır. Ben yetmiş altı yaşındayım ama hala öğreniyorum. Aikido’da gök ve yer çalışma alanıdır. Eğitimin çilelerle dolu yolunda bir ufuk çizgisi, bir son yoktur. Eğitim, hayat boyu süren bir arayış, ebediyen devam eden bir yoldur. Dolayısıyla bu yolda yürümeye karar veren bizler, yer ve göğün büyük sevgisini kalbimizde yeşertmek için çalışmalı, budonun gerçek yoluna göre her şeye karşı sevgi göstermeyi görev edinmeliyiz.” (Ueshiba Morihei)

[1] Japonca takemusu-aiki diye de tanımlanır.

Kaynak: Nippon Budokan (2009) BUDO, The Martial Ways of Japan, Japonya.

 ———————————————-

TÜRKİYEDE AIKIDO

Türkiye’de Aikido eğitimi, 1983 yılında Kenji Kumagai Shihan’nın Japonyadan ülkemize gelmesi ile başlamıştır. Her ne kadar daha öncesinde de ülkemizde aikido eğitimi alan kişiler olduğunu bilsekte bunlar yurtdışına eğitim almaya giden ve bireysel amaçlı eğitimin ötesine geçmeyen öğrencilerdir.

1983 yılında Kenji Kumagai Shihan ile birlikte ülkemizde “Aikikai (Hombu Dojo) Stilinde”, grupların eğitimini amaçlayan dersler başlamıştır. Bu derslerde eğitim alan ilk aikido öğrencileri;  Ali Uludağ, Mustafa Aygün, Lemi Bağdatlılar, Ahmet Berkol Ökten, İhsan Özgün, Neşe Altan, Mevlüt Zor, Melih Toprakçı, Yalçın Yenice, Yusuf Akyurt ve Halit Vatansever’dir.

Bu öğrencilerden Ali Uludağ, Mustafa Aygün, Lemi Bağdatlılar, İhsan Özgün, Yalçın Yenice ve Yusuf Akyurt Aikido’ya  devam ederek kendi dojoalarını (okul) açıp “Aikikai Stilinde” binlerce gencimizin Aikido öğrenmesine vesile olmuşlardır. Bu hocalarımız ilerleyen yaşlarına rağman bugün hala bıkmadan, usanmadan eğitimler vermeye devam etmektedirler.

Türkiye’de Aikikai stili dışında O’Sensei’nin ilk ve en popüler öğrencilerinden biri olan Morihiro Soito Sensein ekolü olan“Iwama Aikido” stilinde de aikido eğitimi verilmektedir.

O’Sensein bir diğer öğrencisi olan, Fransada yaşayan ve dünya çapında tanınan Nobuyoshi Tamura Shihan’ın öğrencilerinden Nebi Vural Sensei de “Aikikai Stilinde” Türkiye, Aikido eğitimene katkı sağlayan ekollerden biridir.

Yukarıda kendilerini andığımız veya anmayı unuttuğumuz tüm hocalarımız sayesinde bugün artık Türkiye Aikidosu belirli noktalara gelebimiştir. Yine tüm bu hocalarımızın gayretleri sayesinde de Aikidomuz gelecekte daha iyi yerlere taşınmaya çalışılmaktadır.

Atıcılık 19. yüzyıl sonlarında Kuzey Avrupa ülkelerinde yapılmaya başlamıştır. Farklı silahlar ile devam edilen bu spor, zamanla olimpiyat yarışlarına girmeyi başarmıştır. 



Atıcılık Sporu Nedir?

Atıcılık sporu; ayakta, diz çökerek ve yatarak atış teknikleri kullanılarak yapılabilen bir spor dalıdır. Yarışmacıların belirlenen süre içerisinde hedefleri olabildiğince merkezden vurması gerekmektedir. Ayakta atışta tüm silah, iki elle tutulmaktadır. Eğer atış tüfekle yapılacaksa silah; kol, göğüs ya da kalçadan desteklenerek sabitlenebilmektedir.

Diz çökerek yapılan atışlarda yarışmacının sağ elini veya sol elini kullanmasına göre pozisyon belirlenmektedir. Buna göre sağ el ile atış yapanların sağ dizini, sol el ile atış yapanların ise sol dizini kullanarak çökmesi gerekmektedir. Yatarak atış ise genelde sporcunun kullandığı ilk tekniktir. Bu teknikte kullanılan silahın başka hiçbir nesne ile temas halinde olmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir.

Nasıl Yapılır ve Öğrenilir?

Havalı ve ateşli silah yarışmalarında tüm atışlar hakem gözetiminde yapılmaktadır. Yarışma boyunca sporcuların tüm skorları dijital ortama atılmakta ve rapor haline getirilmektedir. Buradan alınan raporlar değerlendirildikten sonra da ilan edilmektedir. Yarışma sonrasında dereceye girmeye hak kazanan sporcular madalya ile ödüllendirilmektedir. Takım halinde girilen yarışlarda ise kazanan takımlara kupa verilmektedir.

Atıcılık sporunu öğrenebilmek ve gelişebilmek için erken yaşlarda atıcılığa başlamak oldukça önemlidir. Bu spora ilgisi olan çocuklar için atıcılığa başlama yaşı 10 olarak önerilmektedir. Atıcılıkta geliştirmek isteyen sporcuların antrenör eşliğinde düzenli olarak çalışması gerekmektedir. Atıcılık sporuyla uğraşan ve yüksek performans gösteren sporcular, teknik kurullar tarafından takip edilmektedir. Yurt dışı baraj puanlarını aşan sporcular bu kurulların kararı ile milli sporcu olmaya hak kazanmaktadır. Milli sporcular, kendi ülkelerini yurt dışındaki yarışmalarda temsil etme hakkı kazanmaktadır.

Atıcılık kategorisinde lisans çıkarmak için ikamet edilen ilin Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne başvurmak gerekmektedir. Başvuru için; tescil belgesi, vesikalık fotoğraf, sağlık raporu ve nüfus cüzdanı fotokopisi istenmektedir. Tescil belgesi, Gençlik ve Spor Müdürlüğü sayfasından indirilip elle doldurulabilmektedir.

Kuralları Nedir?

Atıcılık yarışmalarında, tüm sporculara eşit kurallar uygulanmaktadır. Yarışmaya bağlı olarak sporcuya verilen atış sayısı ve süre değişiklik göstermektedir. 50 metre uzaktaki hedefe tüfekle yapılan atışlar, 3 pozisyonlu olarak tamamlanmaktadır. Erkekler yarışmasında, 50 metredeki hedefe sırasıyla; yatarak, diz çökerek ve ayakta 40 atış yapılmaktadır.

Merkezdeki halkanın vurulması için her teknik için ayrı süre verilmektedir. Buna göre yarışmacı yatarak atışta 45 dakika, ayakta 75 dakika ve diz çökerek 60 dakikada atışı tamamlamak zorundadır. Yarışmacılar arasında en iyi puanı alan 8 kişi finale gitmektedir. Atıcılık finali ayakta atış tekniği ile yapılmaktadır. Burada yarışmacılardan 10 atış yapması istenmektedir. Her bir atış, 75 saniyede tamamlanmak zorundadır.

Olimpik atıcılık ekipmanları; sporcu giysisi, havalı tabanca ve havalı tüfekten oluşmaktadır. Havalı tabanca ve tüfekler, sıkıştırılmış hava veya karbondioksit kullanan çekirdekleri fırlatmaktadır. Normal tabancalara kıyasla farklı görünen havalı tabanca mermisi 4,5 milimetre boyutundadır. Havalı tüfeklerde de yine aynı boyuttaki mermiler kullanılmaktadır. Tüfeklere omuz desteği verilebildiği için genellikle tabancalardan daha kolay hedef alınabilmektedir.

Havalı tabanca ve tüfek dışında da atıcılık yapılabilen silahlar bulunmaktadır. Çabuk atış tabancası son yıllarda olimpiyat yarışmalarında kullanılmaya başlamıştır. 22 kalibrelik çabuk atış tabancasıyla yarı otomatik ve tek bir atış yapılabilmektedir. Tek atış yapılan yarışmalarda, atıcı yavaş atış tekniklerinden yardım almaktadır. 3 pozisyonlu ve yüzüstü atışlarda kullanılan silah ise 22 kalibrelik tüfektir.

Ana Sayfa
I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out.

Popular

Blogger tarafından desteklenmektedir
  • Home

Gallery

Tasty Treats
Travel Journal

Glock 19 Gen 4 İncelemesi

Dört sayısı hem namlu uzunluğunun inç değerini ifade ediyor, hem de Avusturyalıların polimer gövdeli yarı otomatik tabancaları pazarında lid...

Designed by OddThemes | Distributed by Gooyaabi Templates